Kadındım

Kadındım... 
Yedi düvelden korkmadan aşkımı ilana korktukları..
Bir adım ileri atarsam geri gitmeyeceğimi
sonradan kavradıkları,
Meydan okuduğumu gördüklerinde
hep yüreğimin yumuşak yerine
hileli vuruşlarla güçlü çıkmaya çalıştıkları..

Kadındım..
gönlümün satırlarını yazamam sandıkları
deli divane bir adam için
aklımdan olamam diye tahminleştikleri
yangınlarımın çeperini hesaplarla biçmeye kalktıları

Kadındım...
Şikayetin susmakla ölmek arası bıraktığı,
Tırnaklarıyla gecenin gökten çarşafını
yırtıp alamam sandıkları..
Ağlamamı isyandan değil çaresizlikten bildikleri..

Kadındım!
Farkındalığımın farkında,
topuklu ayakkabılarıyla kaldırımdan yürürken
aslında çekindikleri.
Aklıma karşı,güçleriyle kendi akıllarından yoksundukları.
Sonra hatta çok sonradan
Hürriyetin kollarımda olduğunu anladıkları.
Kadındım.. bir türlü anlayamadıkları!

Yaşarken Ölmek

Ölmek yitirmek ve yitirilmek, hatta ‘artık hiç olmamak’ aslında… Bir vuslat, gurbetten sevdiğine -Yaratan’a- kavuşturan.. Bilirim elbet gerçek sevdayı ben de. Ama adına ölmek denilmeyen, başka isimsiz bir melun duygu var gizlediğim.Şimdi ben anlatırken ölmeden ne bileceksin ki diyecek O çok bilmişler.Ve Diyeceğim ki bunu diyene; sen de yaşarken ölmeden,bilemezsin elbette ölmeyi..

Ya yaşarken ölmek gerçekten ölmekse, içini yitirmekse ölmek.. İlk defa yaşanılan yada tadında demlenen bir duyguyu,bir kez daha aynı lezzette yaşamak mümkün değil ki. Her gün içimi yitiriyorum, arada yeniden ilk kez hissettiğim duygularım da var tabi ki. Ama ölmeme engel değil bunlar. Daha anlamlı her günün doğuşu, çünkü yitirdiklerimin farkındayım. Daha yoğun yaşıyorum duygumu ama biliyorum ki artık,yitecek..

Anılar benim zaman takvimimdir. Aklımda kalan anlamlı yaşamsal tüm görseller, tüm güdüler kayıtlı hafızamda, ama verdiği duygular aynı değil. Mutlu olunca gülümseriz, fakat mutlu bir anıyı aynı şekilde yaşayamayacağımız için,sadece tebessüm ederiz. Bakın, yitirdim işte o gün ki duyguyu…Bir süre sonra eğer o anıyı,artık yeniden yaşamanın imkansızlığı belirirse,hatırladıkça ağlatır bile insanı.Böylece gördüm ki,çoğu duygu zamanla beraber yerini acımtırak bir hüzne bırakıyor.. Derinine bakınca boğuyor hatta. İşte burada başlıyor o melun duygu; ‘yaşarken ölmek’..

Kayboluyorum dakikaların içinde.. Bir yaşama dönüyor,bir içime dönüyorum.Yüzlerce yalana rastlıyorum, ruhumun canını çok yakan, asıl ben’in merkezi olan o yüreğimin çevresinde. Anılarımın yalana bulanmasıyla nasıl da çürümüş kalbim.. Bunu görmek içinin ölmesini izlemek demek aslında. Bazen bir kıpırtı oluyor,nabzımı duyuyorum. İnsanın nabzı ‘Umuttur, bence ve benim umutlarım yavaş yavaş azalıyor.

Durgunlaşıyor hislerim.Yoğun,bir o kadar da dingin. Düşündüğünüz kadar içim kara değil benim, aydınlığım gündüz gibi.. Ama çürükleri,kesikleri yada kırıkları neye benzetirseniz, işte O’nları görmezden gelmemek benim ki. Her an düşünmesem de, mutlak içimi görüyorum ve biliyorum ki herkes kadar, ben de yaşarken ölüyorum.

Aman,boşver deyip gülemiyorsam yada sahte gülüşleri yüzüme bir maske yapamıyorsam , samimiyeti öz bulduğumdan. Samimi değil o gülenler, onlar yaşarken ölmeyeceklerini sananlar. Bence onların durumu çok daha vahim.Yeni gelen bir mutlulukla beraber, gülünür elbet arada. Fakat,birşey de yokmuş gibi davranmak, aldanmak bence ölümsüzlüğe. Ben sahteliğe tamamen karşıyım işte.Çünkü,kendine dürüst olmayan,bir başkasına da olamaz elbette.

YİN YANG: KAİNAT’IN DENGE ALGORİTMASI

Yaşamsal süreçlerin içerisinde kurgulanmış sonsuz bir döngüde hayatı yaşarız. “Her şeyin zıttı vardır “ kavramının bir dilbilgisi kuramından sıyrıldığını anlamak için, gerçek manada yaşamı hissetmek ve anlamayı istemek gerekir. Burası aslında, iç içe geçmiş kırılmaz çarkların oluşturduğu enerjinin oluşturduğu sonsuz dengeli bir döngüdür. Bizlerde tamamıyla hissedebilinen, soyut ve somut olarak bilebildiğimiz ne varsa, kendi içinde tekrar kendini kucaklayan, kendinden beslenen , kendinden tükenerek azalan, bu muhteşem alan Yin Yang’ın içindeyiz. Evrenin enerjisi ile kırılamayan bir dizilimin kapsamında bulunuyoruz. Farkında olmadan tüm değişken temaların birbirini teğetlediği yerde, benliğimizide içine katarak, kendimizi de genişletip, daraltıyoruz. Gerçeğinde yetkin şekilde tanımıyoruz dengeyi, yaşam içindeki anlamını ve etkisini yeterince bilmiyoruz.

Gecenin hüznünden kötülüğe, üzüntüden de zifiri renklere bürünmüş, su olarak betimlenen, dişiliğine sarılmış bir karanlıkta Yin vardır. Mutluluğu simgeleyen eril bir güce adanmış, ateşe düşmüş parlak bir aydınlığın içinde de Yang. Yin’in taşıdığı karanlıkta benliğimizde ve kainatta görmemiz için kodlanan, edilgen üzüntülerin, öğretilmiş üzüntülerden ağırlığının ; ateşle şekillenmiş Yang’ın aydınlığında gizli olan mutluluğun azalımıyla arttığını ya da bunun tam tersi bir durumu sadece yaşadıkça kavrayabiliriz. Yin içsel yönlerimizi , Yang dışsal yönlerimizi de temsil eder. Belli kuralların içine hapsolamayacak kadar sonsuz olması sebebi ile dengeleri deneyimlemeden farketmek çok kolayca mümkün değildir. Çünkü, Kainatta bulunan doğasal bir Yin Yang’ın içinde, kendi benliğimize ulaşana kadar bir çok Yin Yang bulunur. Tüm iç içe geçen bu dengenin parçalarının birbirine olan etkisi de, ne kadar birbirini kavradığıyla ilişkili olarak doğru orantıda etkilenir. Yang süreci başlatan etken taraftır, Yin ise edilgendir. Dişilik ve eril terimlerimden etkilenerek kadın bir birey Yin’dir, erkek bir birey de Yang’tır denilemez. Bahsi geçen enerjileri ait olduğu enerjiye göre tanımlanlamak doğru kavramı bulmamıza yardımcı olacaktır. Etken karakter taşıyan bir kadın, Yang enerjisine sahip, diğer taraftan sağlıklı bir denge için edilgen olabilen bir Yin enerjisi taşıyan edilgen karakter de erkek bir birey olabilir ve bahsedilenin aksi enerjileri taşımakta mümkündür.

Asıl dengeyi sağlayan; birinin artarken diğerinin iradesiz biçimde artan olgu kadar azalmasıdır. Azalımın sıfıra kadar indirgenmesi mümkün değildir, bu sebeple tam olarak hiçbiri yok olmaz. Seçim hakkı yoktur. İstesek de istemesek de niteliği ve oluşumu kendiliğindendir. Oluşan bu döngünün içinde kendinden mutlak bir iz vardır. Bunu tam manasıyla anlatan Taiji(Tai chi) yüksek bir güç sembolüdür. Daire ile şekillenen sembol, hayat ve enerjiyi ifade eden bir alanı temsil eder. Renklerin birleşimindeki eğrilik; kesin kurallarla ayrıştırılamamasını ve birbiri ile şekillendiğini göstermektedir. Temel de oluşan dengeyi sağlayabildiğinizde, bulunan bu denge yaşamınızda huzuru bulduracaktır. .Taiji der ki; her karanlıkta biraz aydınlık ve her aydınlığın içinde biraz karanlık vardır. Sembolün içinde bulunan siyah alandaki beyaz nokta ve beyaz alandaki siyah nokta bunu işaret etmektedir. Doğa düzenindeki enerji akışı nefes almaya benziyor şeklinde örnekleyebiliriz. Nefesinizi tutsanızda , ilk alacağınız nefes, tuttuğunuz nefesin açıklığını kapatacak kadar derin bir nefes olacaktır. Çünkü , dengelenen her şey birbirinin boşluğunu idame ettirerek devam eder. Durması sadece tamamıyla yaşamın ya da içerikteki bir denge ise bu, onun içinde bunu kavrayan durumun son bulması ile mümkündür.

Yin Yang dengenin algoritmasıdır. Evren, değişkenlerin bağımsızca atandığı dokunulmaz enerjinin sahibidir. Yang’ın barındırdığı, günün içindeki gündüzün geceye dönümüdür. Yin’in barındırdığı, gündüzün geceyi sarmalamasıdır. İyiliği ne kadar korumaya çalışsakta bir parçasında kötülüğün bulunduğu, kötülüğün içerisinde de iyiliğin bulunduğu incecik izler vardır. Varacağı en zirvede tam doygunluğuna ulaşmışken, o zirveden tekrar azalışa inen bu döngüleri izliyor musunuz? Mutluluğumuzun en yüksek anında, bu kadar mutlu olunamaz diyerek bahaneler içerisine düşüp, bu mutluluğu azaltmıyor muyuz? Üzüntümüzün en zirvesinde artık iyi şeyler de olmalı diyerek tekrar yaşama hevesine tutunmuyor muyuz? Bu denge değil midir ki ruhumuzu da başlangıçlara taşıyan ve sonrasında yine finale ulaştıran. Bittiğinde umutla , umuda başlayan duygularımızla akıp giden zamana inancımızı sağlamlaştıran, bu denge değil midir? Sende biraz ben, bende biraz sen vardır. Bazı an en çok sen ‘li oluruz, sonra akışla beraber tekrar ben oluruz. Düşüncelerimizde ve hayallerimizde de olan Yin Yang ‘tır. Düzlemsel şekillerle başlatılan, bitip tekrar başlatılan etkinin edilgenleşmesidir.

Değişimin dönüşümlü olarak idamesinde gerçek olan tutungaçlarımız düşünmediğimiz bu alana aittir. Tüm kavramların oluşumu, eksiksiz tamamlanmış eril ve dişi yapının kavuşumudur. Bizler, söylenemeyen hatta tanımlamaların yetemeyeceği sonsuz alan olan bu sürecin bireyleriyiz. Benliğimizde dengeyi kurabilmeden hiçbir varoluş sorgumuzu tamamlayamayız. Sevmeye başlamanın artışıyla, çok sevmenin verdiği bir sızı vardı hatırlıyor musunuz? Sonrası mutlak çatışmaların içerisine sizi çektiği ve çatışmaların sonucunda süregiden sevgiyi eksiltmeye başladığı… İlla ki bir karşı cinsi sevmek değildir konu. Neyi severseniz sevin döngünün şeklinde istisnasız Yin Yang vardır.. Herşeyin fazlasının zarara ulaştıran sonuçları da aynı noktaya vardırır bizi. İç içe katışırız her yerde, her alanda. Yer’in Göğ’ü vardır, karanlığın aydınlığı, sesin sessizliği, baharın kışı.. Biri var ise diğeri de vardır. Biri yok ise diğeri de yoktur. Başlamak için eşleşmek gerekir. Başlatılan herşeyin eşi vardır onu tamamlayan. Yaşadıklarımız bu gerçekliğin vazgeçilmez mükemmel uyumunun şaheseridir. Dengeden hangi tarafa fazla yüklenirseniz, diğeri bunu taşıyan taraf olmak zorundadır. Bu yük zamanla diğerini ezer ve taşınan, taşıyan taraf olmak zorunda kalır. Tüketmemek adına, benliğimizin doymak bilmeyen arzularını tamamen karşılamak için güç harcamak yerine dengeyi sağlamak için güç harcamak, en çok kendimiz için faydalı olacaktır.

Bu arada biraz da kendi benliğimizden bakalım. Bir ben özümde, mutlak başka bir ben daha oluşturur. Böylece, tüm etkileşimleri toplayan iki yanımızı oluşturmaktadır; aklımız ve duygularımız. Kendi Yin’imiz ve Yang’ımıza varırız. Kendi aklığımızdaki karanlığımızın ya da kendi karanlığımızdaki aklarımızın içinde tüm endişelerimizin, tüm sevinçlerimizin hududunda mutlu olmak için çırpınmalarımızın anahtarı dengedir. Uyuyamadığımız geceler aslında daha önceden çok fazla istediğimiz şeylerden kaynaklanır. Varlığın yokluğu doğurduğu fikrimiz ile kendimizde tüketmeye başladığımız umudun artarak yoğunlaştığı bir duygudan, umudun kırıldığı ve artık olmayışının gerçekliği ile karşılaştığımız o an. Yin den Yang’ a değişimimiz, o anda vazgeçmekle başlayan artık isteğimize değil, bambaşka bir aydınlığa çıkma kararına ulaşmamızdır. Bendeki başka bir ben’imiz, yeni benler oluşturur, arzular, tutkular, iradeler… hepsi yine iç içe geçer , birbirinden etkilenir ve döngüler içinde kalırız. Dengeyi korumak aklen ve manen fazlaca güç ister. İçimizdeki güç, denge ile zirvede tutunabilir. Dengeyi sağlayamadığımız hiçbir süreçte, hiçbir şey dilediğimizce olamaz. Baktığımızda görmeliyiz dengenin çizgisini.. hatta biz çizmeliyiz o dengenin şeklini , zirvesini. Fakat iradesizdir denge. Bu yüzden neyi istediğimiz değil ne kadar istediğimiz ya da ne kadar istemediğimizi keşiflerle , deneyimlerle öğrenmeliyiz. Karanlıkta birkaç sefer kalmakla biliyoruz ve anladık ki aydınlık tam manasıyla yok olamaz. Buna inanarak bir karanlığa girdiğimizde karşı dengedeki aydınlığın varlığına inanarak bunu sağlayabiliriz. Aydınlıkta bulunduğumuzda, endişelerimizden arınarak bakmalıyız. Dengede kalmak bizi aydınlıkta yeterince tutacak bir alan yaratmaya izin verecektir.

Hayatta başlattığımız tüm etkileşimde olmamızı gerektiren enerjilerde, denge kavramına göre adım atmak önceliğimiz olmalıdır. Her ne kadar zor olsa da bu anlayışı idrak ile başlayan kendi denge döngümüz zamanla bir yaşam tarzı haline gelecektir. Deneyimlerimizle öğreneceğimiz, denge alanlarımız zamanla kendini düzenleyen, kendini yenileyen ve onaran bir hale bürünecektir. Sonuçlarını bilmediğimiz üzüntülerimizde, bu dengeye en çok ruhumuzun ihtiyacı bulunmaktadır. Dengeye kavuşmak için çabalamak gerekir. Çabalamadığımız sürece hiçbir şey olağan halde dilediğimiz gibi olamayacaktır. Anlayıp , döngüyü kavrayıp, dengemizi kurmaliyız.. Böylece, Yin Yang’ımız bize yeni bir yaşam şekli sunacaktır.

AnkA

Makas

yıkanırsa şeffaf sevgimin,
avuçlarımdaki nemliliğinde yıkanır ancak.. 
çıplak özleminin o kirpikleri! 
kayıp gittiğinde,izinden kalan ıslak zemini kutsaldır, 
tam da avuç içlerimde.. 

kollarım; fütursuz, cüretkâr ve 
candan samimiyet ile sana uzandığım, 
parmak uçlarımdan güçlendiğim, 
gerçek aşkın bekaretinin kollarıdır. 

yabana atılmayacak kanatlarımın yumuşaklığında, 
gözlerinden kançanakları dolduran, 
ıssız omuzlarımdaki uykusuzluğum. 

sonsuzluğu yaşamışken günden bir an, 
hangi sarhoşluğun sızışı benzeyecekti ki bir başka an'a. 
göğsünde son bulmadıkça bir an, 
gözkapaklarımın isyanı bitmeyecektir. 

heyy sen.. adını bildiğim ama bile isteye unuttuğum. 
hangi yanına bırakayım , sana aşık.. 
sana sevgili, sana müptela yüreğimi. 
ya da bırak kayıplanayım. 

yüzündeki gülüşün okyanusunda 
girdaplardan kaçındığım, 
bir tufan mısın yoksa? 
yağsan kaçar mıyım , kaçamazlığım.. 

bana sınırlar çizme.. uymayacağım. 
gerçeğine zamanın iğnesi ile dikildiğim, 
anla artık ayrılığın makası sökemez beni..

Kapı

bir kapıydı aradığı.. adresi olmayan, hiç bilinmeyen kendine ait bir kapı aradı koca koca insanların arasında.
içinde büyüttüğü kocaman kadını bırakabileceği, kendinden bağımsız huzura varan bir kapı.. soruşturamazdı, sorgulayamazdı.
tek tek kapıları çalsa olmazdı.

kendiliğinden bulunmalıydı, gelmeliydi.gözlerini kapadı. seslendi son kez;”gel” ! kirpiklerini araladığında tebessüm etti.Ama içinde endişe kapanı kurulmuştu çoktan.her zaman ki gibi,yine cesaretle çalmadan açtı kapıyı.
ilerledi ve kapıyı kapattı. Artık geri gitmek istemiyordu.

bir korkusu vardı elbette.ama yenmesi güç değildi.çünkü, bezginlik ona koca bir cesaret vermişti.her adımında karanlıklar dağılıyor. ağaçlar yeşeriyordu.bir oda değil, büyük bir ormandı içerisi.büyülü bir orman mı?gerçek bir orman mı? bilmek için sürdürmek gerekirdi.
Devam etti.

o kadar çok yanılgısı olmuştu ki, ayrılıkları, özlemleri ince işçilikleriyle öğrenmişti. korkusu azaldıkça ağaçlar çoğalıyor. orman içinden sesler geliyordu. ayaklanmış çiçekler,gülümseyen tomurcuklar gördü. bir yönü işaret edercesine duruyordu herşey. bir yol açılıyordu ileriye.

huzurun bir kokusu vardı bahara benzeyen. heryer huzur kokuyordu. etrafta biri olmalı diye düşündü. çok bakındı kimse yoktu. düşündü tüm işaretleri.. neydi o zaman kapının hikayesi. orman da kendiydi, huzur da kendiydi. çiçekler insanlarıydı. açıp solan, dökülen, mevsimi olan.

kuruldu içeriye.. en çok emin olduğu yerdeydi. herkesten öte, herkesten gerçek. üzmeyen, kırmayan. içindeki kocaman kadını emanet edebileceği en güzel yer kendiydi.

bir daha çıkmadı o kapıdan, o kapıyı kendinden başka açabilen de olmadı.

AnkA

Aklımaydın ne yalan söyliyim

Bedenimden ruhumu ayırıp uzaklaştırır gibi,
Öylesine bir hal ile astım ceketimi
Kapının ardındaki o duvardan farksız askıya.
Aklımdaydın ne yalan söyliyim.
 
Ömrün günlerini geçirirken ki gibi,
Merdivenlerden çıkarken somurtkan adımlarımla,
Arada bi sönen apartman lambası ,
Bir kez daha söndüğünde
Aklımdaydın ne yalan söyliyim.
 
Anılarımın arasında mutlu bir günü arar gibi,
Kırmızı çantamın dibinde bir türlü bulamadığım
Anahtarlığımı bulup kilidi açarken de,
Aklımdaydın ne yalan söyliyim.
 
Hayal kurmaya mecalim olmadığı gibi,
Bir önceki günde ayaklarımı sürterek geldiğim
O sokak başında bahara tomurcuklanmış,
Çiçeklenmeye  hevesli  ayva ağacının yanında soluklanırken
Aklımdaydın ne yalan söyliyim.

Bir Veda Hikayesi

(Kadın düşünür: İşte gelmiş sevdiceğim. bu nasıl bi felaketin buluşmasıdır adam. Hem nerden başlamak lazım konuşmaya bilmiyorum. Off Yaklaşıyorrr, Sakın durma kalbim şimdi hiç sırası değil!)

_Merhaba
_Merhaba

_ Daha önce konuştuklarımızla
tekrardan üzmeyeceğim bizi,
bu gidişin gerektiğini ikimizde biliyoruz.
Lütfen ısrarımı bağışla.
Seni gitmeden son bir defa daha görmeliydim

_ Ben de seni daha fazla reddedemedim.
İçimdeki son defa yüzünü görme isteğine direnemedim.
Bu yeşilleri her yanıma gelirken giydiğinde,
zaten biliyorum ki dönüşü belli olmayan
bir uzağa gitmektesin.


_ Affet, beni affet.
Hani burada böyle, karşında dimdik duruyorum ya.
Ama yine de varamıyorum sana,
gönlündür çünkü yolumun sonu.
Ve varmak için bu yol hiç bitmiyor bana!
Varamıyorum aşkına.
Bak hala, hala burada,
karşında duruyorum içim eğik bükük.
Hala gözlerinle görünüyorum.
Oysa çoktan nefesine karışmış,
bir toz bulutu olmalıydım.
Affet! affet aşkım hatrına affet!

_ Suss, Adamm!
Nolur, dudakların titremesin sakın,
hasretin daha yapışmadan canıma,
çok üzülüyorum.
Bak buradasın ya, yanımda.
Ama unutma, sen uzaklar da olsanda,
benim gönlüm daima senin evindir.
Varılacak bir sondan ötedir içim sana.
Çünkü, Sen benim cennetli meskenimsin,
taa şurada solumda.
ahh Keşke şimdi, benim gözümle görseydin kendini. Gerek kalmazdı bunları anlatmama.


_ Olsun, sen bilmediklerimi anlat bana.
Artık hiçbirşey bilmiyorum.
Bak gitmelerin nöbetindeyim burada.
Belki de bu son görüşüm ayışığından yüzünü,
keşke yüzünün gecesi olsaydım da,
gitmeler alıkoymasaydı yarınıma.
Mevsimden bi haberim, küsüm her ana.
Artık kıştır sensiz geçecek her günüm.
sen gönlünde gönlümü,nolur aşkla sarmala. Yokluğundan bir kış var zamanda, belli ki en çetin kış olacak hayatımda!
İsterim ki, hergün an beni hatıranda.
Baharı gördüğünde,
çiçekler açtığında,
benim için de gül bulutlara.

_ Sensiz gülmek mi?
Artık gökkuşağına dokunmak gibi bana. Gidişine böyle,
elim kolum bağlı kalıyor ya,
içim eriyor.
Bu ayrılış, her benden uzaklaşan adımında,
bana doğru ilerleyen bir kurşun gibi..
Ne zaman ki gözle göremeyeceğim gölgeni,
göğsümü delip geçecek biliyorum.
Ama sevgili ortağım kışına,
yağsın kar, çığlar düşsün üstüme hatta,
ben yine de ait kalacağım sana.
Yanacağım umarsızca, ateşten daha ateş şu yokluğunda!

_ Sözcükler boğazımda düğümleniyor. sanırım artık gitmeliyim.
Dursa keşke zaman, gel gör ki zaman hâlden anlamıyor. beni Vatan bekliyor.

Kadın_ Sözcükler de tükenir vakti geldiyse gitmenin,
ben payıma düşen yokluğunu yüklenirim.
Sen sağ ol , Vatan sağ olsun..
Adam, Elveda !

_ Elveda, Elveda Kadın ..

Küstah

küstah bir deliliğim,
başınabuyruk!
aziz sevdanın nefesini dinliyorum.

ıslaklığı dudaklarımda,
bir can suyunun..
kaçık cüretimle,
ruhumu doyuruyorum.

adanmış taşkın heybetimle
küstah bir deliliğim ben..
bilinmiyorum!

yarım hikaye

gölün kıyısında oturmuş,taş atıyordu durgun suya.halka halka yayılan minik su dalgalarının dağılışını izliyordu.bir ateş yakmıştı kendine,akşam olmak üzereydi. yeşilin tadını çıkarmak istiyordu, çam kokusu geliyordu burnuna.içine çekiyordu bir daha hiç nefes almayacak gibi…

yanar

göğsümde sevda yarıklarından, 
yüreğimin yazıklarıyla can'ım sızar ! 
kafesimin demir parmaklıklarından, 
çıkış için her çabam kanatlarımı kırar 

gönlümde hayat kapanlarından, 
dişli izli kesiklerle,yaralarım kanar ! 
anahtarsız kilitli kapılarımdan, 
içeriye sızan,bin ateş yakar!

olmayacak

olmayacak, hiç birşeyimiz eskisi gibi, 
ellerimiz bahar kokmayacak. 
kandırmayalım kendimizi 
yüzümüze nurda yağmayacak. 
özlemler son bulmayacak! 
olmayacak, dağ evinin ateşi bizi bulmayacak, 
içimiz hiç tam mutlu olmayacak 
masum kimse kalmayacak. 
aydınlıklar karanlığa doğmayacak!